Çok basit ve komik aslında. Bir
şeyi olması için yalvarırken Allah’a; sanki o şey olsa dünyanın en mutlu insanı
olacakmış gibi kandırdığımızda kendimizi ve sonrasında her şeyi boşvermişken,
aklımızın köşesinden bile geçmiyorken, eskiden olsa bizi havalara uçuracak o
şeyin, bir olayın, bir kişinin gelmesi, o terfiyi almamız, o renk kıyafeti
bulmamız, telefonun bıçak keskinliğindeki sessizliğini bozması ya da... Komik bu işte. KOMİK… Artık
hiçbir şey ifade etmemesi, içimizde cirmi kadar bir yer yakmaması çok komik.
Zamanında olmayan her şey
anlamını yitirir. Zaman her şeyin ilacıyken; aynı zamanda da katilidir. Bir
heyecanın katilidir, belki bir ilk öpücüğün, belki de yalnızlığın katilidir o.
Farkında bile olmadan yitirdiklerimiz… Asla bırakmayacağımızı düşündüğümüz
kişiler, geçemeyeceğimizi düşündüğümüz sınavlar, bitmeyeceğine inandığımız
kabuslar… Her zaman son bulur. Yerine hep dolduracak bir şeyler de getirir ama.
Bir gün mutluluğu getirirken bir gün kini de getirir; bir gün merhamet
getirirken bir gün de hayal kırıklığını getirir bize. Yanıbaşımıza oturur,
durur. Uyurken saçlarımızı okşar, alnımızdan öper. Evimize yerleşir. Haneden
biri olur veee kaçınılmaz son;
SIRADANLAŞIR.
Sonra ütopyamızdaki o ''BİZİM'' bulutlarımız, kanatlarını kabartmış uçmaya hazırlanan kuşumuzu, kurtuluşumuzu; saniyeler
içinde yok edip yerini bir anlamsızlığa bıraktığında; parmaklıklar ardında
kalmış kadar hapsolduk karanlığa. Neden kabullenmedik ki bulutları?
